Dağhan Külegeç Fan Sitesi
Forumdan daha iyi yararlanabilmek için Üye olunuz.
Dağhan Külegeç Fan Sitesi

Dağhan Külegeç Hayranlarının Fan Sitesi, Dağhan Külegeç En Büyük Tek Fan Kulübü.
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Gökkuşağını Beklerken...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Gökkuşağını Beklerken...   Paz Ekim 10, 2010 1:57 pm

Ön Söz…

Bazen tüm yaşanmışlıklarınızı bir kenara bırakıp denersiniz;tüm kırık döküklüklerinizle parçalanmışlıklarınızla…İncecik saplarıyla rüzgara kafa tutan gelincik çiçekleri gibi tekrar tekrar tutunursunuz hayata.Bunun için bir nedeniniz her zaman bulunur.Sevdikleriniz için…hayalleriniz için…Bazen öyle bir an gelir ki rüzgar, hayata zorlukla ama sımsıkı bir şekilde tutturduğunuz köklerinizi kolayca söküp çok uzağa fırlatır.Korkarsınız…Bir daha deneyememekten, yenilmekten…Korkularınız bir karanlık gibi çöker üzerinize.Aslında önemli olan çoktan gittiğini sandığınız ışığın içinizde bir yerlerde saklı olduğunu bilmektir…Ama bunu fark etmek her zaman o kadar kolay değildir.

Bilmelisiniz ki hayatta göze alabildikleriniz kadar varsınız.Her şeyinizi kaybetmeyi göze almışsanız her şeysinizdir.Hiçbir şeyinizi kaybetmek istemiyorsanız; sevdikleriniz için,hayalleriniz için…Emin olun hiçbir şeysinizdir.Göze alabildiklerinizle doğru orantılıdır;tutkularınız,inançlarınız,arzularınız…Gerçeğin peşine düşmenin bedeli de çoğu zaman en ağır olanıdır.Korkusuzca gerçeğin peşinden yürürken önünüze engeller çıkar ve siz onlara takılıp düşersiniz.Ve kalkıp yeniden devam etme gücünü kendinizde bulamazsınız.


Hayat; mumdan yapılmış bir gemiyi alev denizinde yüzdürmektir... Peki kahramanlarımızdan hangisi bu denizden geçebilecek,yoksa düşmeden geçe bilen olmayacak mı?Peki dostluğun ve aşkın gücü denizden geçmeye yetebilecek mi?.İşte tüm bu soruların cevabı Gökkuşağını Beklerken’de…





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Salı Ekim 12, 2010 6:04 pm


1. Bölüm: Her veda yeni bir başlangıçtır…

Sert esen rüzgara aldırmadan okuluma doğru yürüyordum.Belki de son kez….Okulun kapısından girdim.Zaten herkes bugün okula son kez geleceğimi biliyordu..Sanki beni bekliyorlardı.Gruplar halinde toplanmışlardı.Ama bir yandan da kapıyı gözlüyorlardı.Beni ilk gören Gamze oldu.Koşarak yanıma geldi ve boynuma atladı.Çantamın da ağırlığıyla sendelemiştim.”Hadi in Gamze!Zaten çantam çok ağır” dedim biraz bağırarak. Üzerime asılmayı bıraktı ve sırıttı.”Zaten sadece senin gibi inek biri okulun son günü çanta getirir.”dedi muzipçe. Mutlu bir haber almak ister gibi bakıyordu.Onu üzmek istemiyordum ama yalanda söyleyemezdim.Hiçbir şey söylememeyi tercih ettim.Bir süre bankta öylece oturduk.Sessizliğimizi bozan ben oldum.”Hadi diğerlerinin yanına gidelim.”dedim.Kafasını salladı. O sırada Kaan da beni gördü.”Vay! Yağmur Hanım teşrif ettiniz.”dedi.Gülümsedim.Herkesin bana baktığını hissediyordum.Ama görmezden gelmeye çalıştım.Dersler başladı.Bütün gün herkese okuldan ayrılacağımı ve neden ayrılmam gerektiğini anlatan yalanlar buldum.Bu konuda dürüst olmam mümkün değildi.Çıkışta herkes çevreme toplandı.Üzerinde mum olan bir pastayla Gülay ve Kerem kalabalığı delerek bana doğru geliyorlardı.Pastayı masanın üzerine koydular.Pastada ‘Hoşça kal Yağmur’ yazıyordu.Çok şaşırmıştım,şaşkınlığımı gizleyemedim.”Ama bugün benim doğum günüm değil,siz nasıl…inanmıyorum,çok teşekkür ederim;hepinize.Sizleri hiç unutmayacağım…”dedim.Kaan söze girdi.”Hadi be kızım duygusala bağladın hepimizi ağlatmadan üfle hadi şu mumları” dedi.Gamze hızla öne atıldı.”Dur!Önce bir dilek tut.”dedi.Herkes Gamze’nin bu ani hareketi sonucunda kahkahaya boğulmuştu.Beni mutlu etmek için bir araya gelmiş arkadaşlarıma sırayla baktım.Ne dileyeceğimi düşünüyordum.Derin bir nefes aldım.”Sonsuza kadar sürecek olan dostluğumuza…”dedim ve mumları bir çırpıda üfledim.Hepsiyle sırayla vedalaştım.Aslında bu bir veda değildi.Bir daha geri dönüp dönmeyeceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu.Bana kalsa o bunaltıcı kalabalık şehre hiç gitmemeyi dilerdim.Ama buna mecburdum:Kendim için,annem için ve hatta bana koşulsuz bir sevgiyle bağlı olan arkadaşlarımı sorunlarımın içinde boğulup kırmamak için…


- - -

Yavaş yavaş çiselemeye başlayan yağmuru kıskandırmak istercesine hızla giden arabanın içinde göz yaşlarımı bastırmaya çalışarak arkamızda kalan ağaçları seyrediyordum. Annem ön koltukta arabayı kullanıyordu,gözlerinde çok iyi tanımadığım ama o anki nedenini bildiğim bir üzüntü vardı.Dalmış bir şekilde dışarıdaki yağmuru izliyordu.Gözlerindeki acının sebebi bendim.Ondan uzak olma kararı bana aitti.Yaklaşık bir saat içinde uçağa binecek ve o’nsuz annemsiz bir hayata yol alacaktım.Aslında korkuyordum.Buna alışmak zor olacaktı.Ama İzmir’de kalmamı sağlayacak en ufak bir işaret bile yoktu.Bu İstanbul’a 5. gidişimdi.Annem yaz tatillerinde ara sıra beni babamın yanına –İstanbul’a-götürürdü.Beni orada bırakır o işleri olduğu için İzmir’e geri dönerdi.Ben de 2 aylık süre içinde babamla özlem giderirdim.Ama bu seferki biraz farklıydı…
Araba aniden durdu. ”Geldik mi anne?” dedim.Bu ani frenden dolayı biraz ürkmüştüm.Ama dışarı baktığımda henüz havaalanına gelmediğimizi fark ettim.Annem aniden bana döndü,gözlerinden yaşlar süzülüyordu.Ellerini avucumun içine aldı.Elleri terlemişti.Sanki bana bir şeyler söylemek ister gibiydi.Ama kendisini kasmıştı.Ne söyleyeceğini çok merak ediyordum.Burada kalmamı sağlayacak ve umutsuzca beklediğim işaretin geleceğini umuyordum. ”Evet?” dedim. Göz yaşlarını sildi.”Yağmur …biliyorum,seni çok üzdüm.Senin istemediğini bildiğim halde o adamla evlendim.Ama yemin ederim senin iyiliğin içindi.Babasızlığı daha fazla hissetmemen için…Hala vaktimiz var istersen benimle kalabilirsin.Seni çok ihmal ettim,biliyorum.Ama…”tam bir şey söyleyecekken sözlerini kestim.Kıpkırmızı olmuştum.Ellerini sıktım. Kalmak ve gitmek arasında kalmıştım.Bir an düşüncelerimi tarttım ama hiçbir yere varamadım.”Anne,yeter! Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var.Hem denedik,biliyorsun çok denedik ama her seferinde birbirimizi daha çok kırıyoruz,lütfen zorlama artık” İşte söylemiştim.Henüz ne yapmak istediğime karar veremeden çıkmıştı sözler dudaklarımın arasından. Onu hayal kırıklığına uğrattığımın farkındaydım.Dudaklarımı ısırdım.Annemin önünde ağlayıp bu durumu daha da katlanılmaz bir hale getirmek istemiyordum.Gülümsedim.Oda yapay bir gülümsemeyle karşılık verip yine yola döndü.Yağmur dinmişti…İzmir gibi bir yerde çok uzun sürmesini istemek pek mümkün değildi. İstanbul’un da İzmir gibi olduğunu hatırlıyordum.Sadece oranın daha bunaltıcı bir havası vardı.Önümde üç saatlik bir yol olduğunu hatırladım.Ama bu yolun uzunluğu beni pek sıkmadı.Böylece annemle olan konuşmamızın gerginliğinden kurtulacak ve babamı güler yüzle karşılayabilecektim.Annemle son kez sarıldık.Kollarımızı birbirinden ayırdığımızda yüzüne bakmamaya özen gösterdim.Hiçbir şey söyleyemedim,kelimeler boğazımda düğümlendi.Sadece arkamı dönüp yürümekle yetindim.Attığım her adımın beni bir dünyadan çıkarıp başka bir dünyaya soktuğunun farkında değildim.O an tek düşündüğüm sadece İzmir’den ve annemden gitmekti..Sıkıntıdan omuzlarım çökmüş bir biçimde uçağa bindim.Daha fazla direnemeyeceğini anlayıp gözlerimi kapattım.Uykuya dalmıştım…



“Doğruyla yanlışın birbirine karıştığı anlar vardır hayatta.. İlerlersin bir yolda inatla.. Sonunu düşünmeden.. Geleceği görmeden.. Ve asıl o anların kadere müdahale ettiği anlar olduğunu bilmeden.”.



- - -

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Orhan236
Üye
Üye
avatar

Cinsiyet : Erkek
Mesaj Sayısı : 521
Yaş : 26
Nerden : İstanbul
Ruh Hali :
Takımı :
Kayıt : 30/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Çarş. Ekim 13, 2010 6:02 am

Sanki felsefik ağırlıklı olmuş... Ama güzel eline sağlık...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.bilim.org/
bilgee
Üye
Üye
avatar

Cinsiyet : Kadın
Mesaj Sayısı : 137
Ruh Hali :
Takımı :
Kayıt : 04/08/09

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Çarş. Ekim 13, 2010 10:40 am

değişikmiş ama güzel umarım devamı gelir paylaşım için teşekkürler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Çarş. Ekim 13, 2010 4:19 pm

2.Bölüm:Gölge

Bugün İstanbul’da benim gibiydi;yorgundu İstanbul,martılar açtı,uzun süredir sadece bir parça yiyecek bulmak için çırpınıp durmuşlardı sanki,Yazın ilk günleriydi ama sanki sonbaharın insanı karanlığın içine hapseden hüzünlü hali çökmüştü İstanbul’un üzerine…Yorulmuştum;sert esen rüzgarın üzerine gitmekten o zor engebeli yolda yürüyerek geçmişe ait bir ize rastlamaya çalışmaktan,tüm yolları teker teker dolaşıp yolun sonunda yine başladığım noktaya dönmekten…
Bu yolda kaybettiğim çocukluğuma, yaşama sevincime isyan edercesine gördüğüm ilk banka oturdum.Artık rüzgarın bir tokat gibi yüzüme çarpmasını istemiyordum.Ama rüzgarın suratıma çarpmasını engellemek için hiçbir şey yapmadım.Sadece banktan kalktım ve yakınlardaki bir kafeteryaya oturdum.Sıcak bir kahve istedim.Kahvemi içerken dışarıya baktım. Çoktan düşüncelere dalmıştım…

Birkaç saat önce ablamla eşyalarını karıştırdığım için kavga etmiştik.Ablam biraz sert çıkmıştı ben de birkaç saat odamda öylece oturmuştum sonra dışarı çıkmaya karar vermiştim.. Ablam elinde büyük bir bavulla dışarı çıkmak üzereydi.Etrafta mutlak sessizlik hakimdi.Evin kapısının arkasına saklanmıştım.Kimse beni görmüyordu.Babam ablamı kolundan kavradı.Gözlerinden alevler fışkırıyordu:
”Melek!Seni,çok seviyoruz.Her zaman yanına olacağız,ne zaman ihtiyacın olursa.” dedi.
Ablamın yüzünü göremiyordum.Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu:
“Seninle gelmemi istemediğine emin misin? ”
“Hayır anne.Lütfen yapma.İyi olacağım.Söz veriyorum.”
Sarıldılar.Sonra duvara çarptım ve herkes beni gördü.Canım yanmıştı.Ama hissetmemiştim.Ablam bavulu bırakıp koşa koşa yanıma geldi.Dizlerinin üzerine çöktü ve alnıma bir öpücük kondurdu.”Canın acıdı mı Bora’cım?”Hayır anlamında başımı salladım.”Abla…Bir yere mi gidiyorsun?Lütfen gitme….”Ablam beni göğsüne bastırdı.”Merak etme Bora’cım geri geleceğim.Seni hiç yalnız bırakır mıyım?”Boynundan bir kolye çıkardı.Bu onun en sevdiği kolyeydi.Üzerinde bir melek vardı.”Bu sende kalsın,eğer bana ihtiyacın olursa bu meleği bana gönderirsin.”dedi ve kolyeyi avucumun içine koydu.Koşarak kapıdan çıktı.Peşinden koştum.”Abla dur gitme.Hani hiç beni bırakmayacaktın.Sen gidersen benimle kim oynayacak,ben yalnız ne yapacağım?”Gözlerime özür diler gibi bakmıştı.Arkasını döndü..Hızla koşuyordu ve bende ben de…. koştukça aramızdaki mesafe daha da artıyor gibiydi.Sanki görünmeyen duvarlar vardı ona uzanmamı engelleyen.Sonra annem geldi.Beni kucağına aldı.Çığlık çığlığa ağlıyordum.Ama sonra çığlıklarım bir fısıltıya dönüştü.”Görüşürüz Meleğim…”

Garsonun gelip başka bir isteğimin olup olmadığını sormasıyla irkildim.”Hayır,teşekkürler.Hesabı alabilir miyim?”Birkaç saniye sonra hesap geldi.Tekrar dışarı çıktım .O günden sonra ablamı hiç görmedim.Ama yaşananlar bir kez daha beynimde sahnelenince aradan geçen onca zamana rağmen bu kaybediş daha çok acı vermişti sanki bana.Bu nasıl bir boraydı ki bir türlü yağmur gelmek bilmiyordu.Emindim yağmur gelince fırtına dinecek ve yerini gökkuşağına bırakacaktı…
Mert’i aramak için montumun cebini yoklayıp telefonu çıkardım ve numarayı çevirdim.
“Alo? Nerdesin Mert, işin yoksa size gelebilir miyim?”
“Aaa, şey şu anda bizimkilerle beraber deniz kenarındayız.Hadi sen de kap mayonu da buraya gel.”
Birkaç saniye bekledim.Sanırım hala telefonun öbür ucunda olup olmadığıma tereddüt etti ki “Alo? Mert orda mısın?” diye sordu.
“Evet buradayım.”
“Bir sorun mu var?”
“Yok bir şey yine her zaman ki şeyler işte,annemleri yaz okuluna gitmek istemediğim konusunda ikna etmeye çalışıyorum.”
“Hımm…Hadi hadi!Gel de kafanı dağıtırsın.”
Su’yun sesi duyuldu.”Hadi Bora ya…Amma kem küm ettin, hadi bekliyoruz.Hem ‘batak’a dördüncü lazım.”
Kıkırdama sesleri duyuldu.Su’ya karşı gelmenin ne kadar zor olduğunu bildiğim için ”Peki! Tamam kızmayın biraz sonra oradayım” demek zorunda kaldım.

Sahile geldiğimde Mert,Su ve Mine bir masada oturmuş sohbet ediyorlardı.Durup onları izledim.Bir adım atıp geri gidiyordum.Şimdi ne yapacaktım?Kararsızdım…Mine masanın üzerinde duran peçeteyi yere düşürünce almak için eğildi ve beni gördü.İlerimi gidecektim,geri mi? Bilmiyordum; bu seçimin bana neler getireceğini yada neleri alıp götüreceğini hayatımdan.Ama bir kez daha kaçtım ve bir adım ileri gittim.Arkama bakmıyordum.Ama bunun bir şeylerin sonu olduğunu içten içe biliyordum.Her ne kadar inandırmak istemesem de kendimi biliyordum Ama kabullenmem gerekiyordu.Bir kez daha kaybetmiştim,bir kez daha vazgeçmiştim.Belki de pişman olacaktım ama şimdilik sadece “Elveda…,elveda Meleğim”

“İnsan geçmişini, gölgesinde taşır! Geçmişe ait tüm yaşanmışlıklarımız, hatalarımız, günahlarımız ve sevaplarımız yürüdüğümüz her yolda, attığımız her adımda bizimledir. Bazen “geride bıraktıklarımız” gibi arkamızda kalır gölgemiz bazen de tam önümüze…”


- - -

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Paz Kas. 07, 2010 5:49 pm

3. Bölüm:Görmeden…Duymadan….Bilmeden…

Uçaktan gelen bir sesin iniş yapacağımızı söylemesiyle yerimden sıçrayarak uyandım.Görmeyen gözlerle çevremi incelemeye başladım.Yanımdaki adam kulağında kulaklıkla müzik dinliyordu,biraz
ilerde bir bebeğin gülüşmeleri duyuluyordu,çaprazımdaki bir koltukta kırlaşmış saçlarıyla bir çift oturuyordu….Daha kimler vardı kim bilir,içlerinde ne hikayeler gizliydi,ne yaşanmışlıklar…

Uçak havaalanına indi.Hava kararmıştı.Bir kaç saatlik yarım yamalak uyku yüzünden kendimi yorgun hissediyordum.Koltuktan da güç alarak bir anda kalktım.Bavulumu da alıp uçaktan indim. Babamın gözlerimden annemle olan konuşmalarımızı anlamamasını umuyordum.Babam gözlerini yukarılara dikmiş beni arıyordu.Arayışına son vermek istedim.”Baba!” diye seslendim.Ona doğru yürüdüm.O da hızlı adımlarla ve gözlerinde ışıltıyla bana doğru yürüyordu.
”Canım kızım,Yağmur’um,Yağmur damlam seni çok özledim.”dedi içtenlikle.
Bavulumu yere bırakıp babama sarıldım.Sonra arabaya bindik.Benim için hazırladığı odadan bahsediyordu.Sadece dinledim; konuşmak zorunda kalmadığım için memnundum.Eve geldik.Montunu portmantoya asarken “Aç mısın?”diye sordu.Başımı ‘evet’ anlamında sallayarak karşılık verdim.Babamın ne kadar iyi bir aşçı olduğunu anımsayınca sevindim.Yemeği almak için buzdolabını açtı ve ocağın üzerine koydu.Yemek ısınırken bavulumu yukarda bir odaya çıkardı.Sonra yemeğe oturduk.Ben tabağıma makarna alırken ”Seni iki sokak aşağıdaki okula yazdırmayı düşünüyorum..Atılgan’ı belki hatırlarsın onunla aynı okula gideceksiniz” dedi.
Bir an duraksadım.Hatırlamadığımı anlayınca babam hafızamı tazeledi.
”Zeynep Teyzenin oğlu.Annenin çok iyi arkadaşı.İki sene önce beraber lunaparka-“sözünü tamamlamasına gerek kalmadan ani bir tepki verdim.Atılgan’ı hatırlamıştım.
”Ha Atılgan! Hatırladım” Nasıl unutabilirdim ki onu?
Yemeğin geri kalanını sessizlik içinde geçirdik.Sürekli beni süzüyordu,İstanbul’da neler yaptığımı öğrenmek istiyordu belli ki.Ama ben sustukça o da ortak oluyordu sessizliğime.Yemeğimiz bitince beraber sofrayı topladık.Babam televizyonu açmak için kumandaya doğru yürürken ”Çok yorgunum.Sakıncası yoksa odama çıkıp birazcık dinlenebilir miyim?”diye sordum en masum halimle.Bana döndü.
”Peki o zaman.Odan soldan ikinci kapı” dedi odamı işaret ederek.
”Tamam.Bavulumu yarın boşaltırım.”dedim.

Odam özenle düzenlenmişti.Tek kişilik bir yatak,yatağın yanında küçük çekmeceli bir dolap,onun karşısında bir masa ve laptop vardı.Oda da fıstık yeşili hakimdi.Babam bu rengi sevdiğimi unutmamıştı.Bavulumdan eşofmanlar çıkarıp giydim.Işıkları kapatıp yatağa girdim.Artık göz yaşlarımı bastırmak için en ufak bir sebebim yoktu…Rahat uyuyamıyordum.Annemi düşündüm,arkadaşlarımı…Bir daha onları görebilecek miydim,nasıl arkadaşlarım olacaktı?Huzursuzdum…
Güneş ışığının odamı doldurmasıyla uyandım.Tam odamdan çıkacaktım ki bir anda babamın karşısına bu kıyafetlerle çıkmak istemediğime karar verdim.Hızlıca üzerime bir kot pantolon ve askılı bir t-shirt giyip saçımı taradım.Bir anda aynada gözleri fal taşı gibi açılmış, mavi gözlü kızla karşı karşıya geldim. .”Bu sen misin?” diye sordum farkında olmadan.
Yansıma konuşuyordu sanki.”Hayır” diye cevap verdi. Kulaklarımı tıkadım.Duymak istemiyordum.Susmuyordu…Koşarak odadan çıktım. Yumurta kokuları geliyordu.Sesten uzaklaşmak istercesine hızlı adımlarla kokunun geldiği yöne doğru yürüdüm;mutfağa.”Günaydın baba” dedim sesime neşeli bir hava vermeye çalışarak. Bana döndü
.”Günaydın kızım.İyi uyudun mu?”
“Tabi!Çok iyi uyudum.”,
Küçük adımlarla yanına yaklaşıp yanağına kocaman bir öpücük kondurdum.Hiç beklemiyor gibiydi.Ama ağzı kulaklarına vardı.
”Şimdi güzel bir ziyafet vereceğiz.”Kahkaha attı.”Sakın annene söyleme,kıskanmasın” dedi.Keyfi yerine gelmişti.Kahvaltıya oturduk.”Bugün ne yapmak istersin” diye sordu ve devam etti.”Senin için iş yerinden izin aldum.Doya doya özlem giderebiliriz” dedi.Kollarını bana doladı.”Ne kadar da büyümüşsünüz,kocaman bir genç kız olmuşsunuz hanımefendi.”Gülümsedim.”Siz hiç değişmemişsiniz beyefendi,hala çok yakışıklısınız.Bu yakışıklı bey bugün beni İstanbul’da dolaştırabilir mi acaba?Sanırım genç bir kızın teklifini geri çevirmezsiniz” dedim.Daha da sıkı sarıldı.”Tabi ne münasebet”
Hava o kadar güzeldi ki arabaya binmemeye karar verdik.Kolunu omzuma atıp beni kendisine doğru çekti. ”Nereye gidelim?” . ”Hımm….Ayaklarımız bizi nereye götürürse oraya gidelim ”
“Tamam”

Yürümeye başladık.Hala kolu omzumdaydı.Sahile gelmiştik.Bir bank gördüm.Bankın üzerinde bir çocuk…yapayalnız oturuyordu. Duraksadım.Çocuğa baktım, babamda bir yöne kilitlendiğimi görünce merakla .”Kim o çocuk,tanıyor musun?”diye sordu.
”Kim mi?O…ben.Ben de o…”
Şaşırmıştı.”Nasıl?Anlayamadım”
.”Bak! Orada öylece oturuyor.Yalnız…Ben de yalnızdım.Hatırlar mısın?Bir kere sen ben ve annem beraber buraya gelmiştik.”
Derin bir nefes aldım.
“Sizi orada beklememi söyleyip yiyecek almaya gitmiştiniz. Aradan zaman geçti.Hala orada öylece oturup gelmenizi bekliyorum. Nereye gittiğinizi ne zaman geri döneceğinizi bilmiyorum. O gün orada bir şeyleri bırakıp gitiniz,bir şeyler eksildi sanki.Bir parçam kopup şu denize karıştı.” Yutkundum ve devam ettim.
” Neden böyle oldu diye sordum.Cevap gelmedi,sordum defalarca…”
Sesim yükselmişti.Hala şaşkın bir biçimde beni dinliyordu.Ama tek bir söz dahi çıkmıyordu dudaklarının arasından ve ben de kaçmak istiyordum artık.Kaçmak ve denizin bir yerlerinde bıraktığım parçamı bulup geri getirmek istiyordum.Onu da başaramadım….


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
bilgee
Üye
Üye
avatar

Cinsiyet : Kadın
Mesaj Sayısı : 137
Ruh Hali :
Takımı :
Kayıt : 04/08/09

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Ptsi Kas. 08, 2010 10:58 am

devamını merakla bekliyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Perş. Kas. 11, 2010 6:51 pm


4..Bölüm:Kürkçü Dükkanı

Mutluluğu ararken hayatım boyunca
Geldiğim yer başladığım nokta
Gönülde taş, gül kaldırımda
Ağlamayı sor bir yağmura
Sırılsıklam bir de bana

Bora: başını önüne eğerek geçmişe ait ne varsa beyninin, kalbinin ve hatta esir almaya çalıştığı tüm vücudunun derinliklerine itmeye çalışarak yanında her şeyden habersiz oturan arkadaşlarına mutlu görünmeye çalışıyordu.
“Hey dünyadan Bora’ya dünyadan Bora’ya eğer aramızdaysan bir işaret ver.”
Bora gülümsemesinin hala orada olduğuna emin olduktan sonra ”Ne var Mine ya buradayım.Hadi getirin kağıtları da burada mıymışım değilmiş miyim görün”
“Ooo…Bu bir savaş ilanıdır…O zaman ortaya bir iddaa koymak lazım.
Bir iki saniye düşündü.
“Kaybeden herkes kazanana kola alır.Hadi…”

2 saat sonra …
Oyun bitmiş ve oyunu Su kazanmıştı.Ama Boranın hiç umurunda değildi.Kaybettiği için üzülmemişti, hırslanıp yeniden oynamaları için ısrarda bulunmamıştı.Neden böyle gereksiz bir şey için çırpınacaktı ki?Anlamsızdı;saçmaydı.

Paraları toplayıp Suya kola almışlardı.Mine kardeşi Cansu’yu anaokulundan almaya gitmiş,Su’yu annesi saat geç olduğu için eve çağırmış,Mert’te -biricik- sevgilisini eve bırakmaya gitmişti.

Bora iki katlı evlerinin üs katında bulunan odasına çıkmış ve laptopunda gelen maillere bakıyordu.Çoğu facebooktan gelen mesajlardı.Ne olduklarına bile bakmadan mesaj kutusundaki maillerin hepsini işaretleyip sildi.Yatağına geçip tavanı izlemeye başladı.Birkaç dakika sonra kapısından ses geldi.

“Kim o?”
“Benim baban”
“Ha pardon baba gel”

Babası içeri girdi ve bilgisayar masanın önündeki sandalyeye oturdu.
“Oğlum biraz konuşabilir miyiz?”
Bora doğruldu.
“ Ne ile ilgili? Bir sorun mu var,pek iyi görünmüyorsun da.”
“Şey…Birkaç haftalığına iş için New York’a gitmem lazım.”
“Aman baba!Ben de bir şey oldu sandım.Sen merak etme hem annem de var biz başımızın çaresine bakabiliriz.”
“İş ne ile ilgili? “
Boş ver sen anlamazsın.İnşaat işleri falan. İlerde nasıl olsa böyle işlerle uğraşmak için çok vaktin olacak.”
Laf dönüp dolaşıp aynı yere gelmişti işte.
“Haa tamam o zaman şimdi öğrenmesem de olur”
Lafı uzatıp yine sonu olmayan bir tartışmanın içine girmeye hiç niyeti yoktu.
“Ne zaman gidiyorsun?”
“Yarın”
“O kadar erken mi!”yüzü düşmüştü sesini kontrol etmeye çalışarak devam etti. “Ne kadar sürer?”
“Henüz bir fikrim yok ama uzun da sürebilir”
Telefonu çaldı.
“Alo”

“Aaa merhaba Charles”
Odadan çıktı.
Son zamanlarda çok konuşmaya başlamışlardı.Aslında annemle yalnız kalacağım için memnundum.Onunla konuşmak her zaman daha kolaydı.Babamın her zaman beklentileri olurdu ve konuşmayı iyi becerirdi annemse dinlemeyi…Birbirlerini tamamlıyorlardı işte.
Kıyafetlerini değiştirmek için dolabını açtı. O anda yere bir kutu düştü,kapağı açılmıştı.Fotoğraflara bakmaya başladı…

. Daha birinci sınıftaydım. Kuzenim Su'nun başka sınıfa düşmesi hem canımı sıkmıştı hem de moralimi bozmuştu. Halbuki ben onunla aynı sınıfta olmak isterdim. Çünkü arkadaş bulamamaktan korkuyordum.
Okulun ilk günü sınıfın kapısından içeri girer girmez sarışın, yanaklarında çilleri olan bir kız bana çarpmıştı. Gülerek ayağa kalkmış ve beni de beraberinde kaldırmıştı. Bense Su'yla aynı sınıfta olamadığım için o kadar kızgındım ki neredeyse ağlıyordum.
Sarışın kız bu halimi görmüş olmalıydı ki, hemen gülmeyi kesmiş ve bana özür dilercesine bakmıştı. "Çok af edersin. İstemeden oldu."
"Ama kolum acıyor." Kıza bakarak kolumu ovuşturmuştum.
"Özür dilerim." Cebinde bir şeyler aranmış, en sonunda çilekli bir şeker bulup onu uzatmıştı bana. "Bu senin olsa, ben de seninle arkadaş olsam beni affeder misin?"
Mineyle böyle tanışmıştık işte.. O günden sonra Su, o ve ben ayrılmaz üçlüye dönüşüvermiştik bir anda. Hayatımın dönüm noktalarından biri olmalıydı bu..

Yüzümde hafif bir gülümseme oluştu.Ve bir sayfa daha çevirdim

Sekizinci sınıf mezuniyetimdi bu. Saçma sapan resimler çekip gülüşüyorduk.Lisenin mükemmel olacağını düşünüyorduk.Balonun yıldızı Su olacaktı.Ama o zamanlardaki düşmanı Gözde ile aynı elbiseleri giyince balo onun için büyük bir hayal kırıklığı olmuştu.

Devam ettim.

Lise birinci sınıftaydık. Sanırım Kasım ayıydı, tanışalı henüz iki ay olmuştu.Yan sınıfımız maç istemişti bizde birkaç arkadaşla beraber şakır şakır yağan yağmura aldırmadan Mert ve Atılgan’la beraber halı saha maçına gitmiştik.Kazanmıştık ama karşı takıp rövanş maçı istemişti Atılgan’ da çenesini tutamayıp kabul etmişti.Karşı takım bir kez daha yenilince aramızda dalga konusu olmuştu ve okkalı bir dayak yemiştik.Beraber ilk kavgamızın anısı olarak da bu resmi çektirmiştik.Ama bütün aksiliklere rağmen o gün zor anımda yanımda olacağını bildiğim iki dost kazanmıştım

Birkaç sayfayı atlayıp sonlara yaklaştım.

Kumsalda çekilmiştik. Yanımda o yaz tanıştığım arkadaşlarım vardı. İsimlerini hatırladığım kadarıyla sağ yanımda duran esmer kız Çiğdem,onun arkasındaki Furkan ve öbür yanımda duran kız buğday tenliydi ama yüzü seçilmiyordu

İçimde bir şeylerin kıpırdadığını hissettim.Eski anılar ne kadar da güzeldi.Sahte hiçbir şey yoktu.Her şeyiyle içten her şeyiyle gerçek ve masum.Son sayfayı açtım.

Annem ben ve babam ağzımız kulaklarımızda gülüyoruz.10 yaşlarındayım. Ablamın resimleri dolaplardan kaldırılalı çok olmuş ve onların boşluğunu doldurmak için resimler çektiriyoruz.

Sayfayı kapattı ve içini dolduran boşluğun sebebini sorgulamadan kutuyu dolabına fırlattı. Neden böyle oluyordu? Zaman geçmişti. Ama değişen hiçbir şey yoktu arada sırada etrafı saran buz gibi havayı sahte gülümsemelerle kapatmaya çalışan bir aile ve hala eksik… Değişen sadece bir şey var;büyüdük galiba…Ama ben hala aynı yerdeyim hala o kapının arkasında duruyorum.


---
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Cuma Kas. 12, 2010 6:51 pm

5. Bölüm:İçimdeki Ses…

O gün ile ilgili hatırladığım tek şey hıçkırıklar içinde oradan
uzaklaşmam idi....

Bir daha o konu hakkında hiç konuşmamışlardı.Ne Yağmur ne de babası aynı konuşmayı bir daha yaşamak istememişlerdi.Yağmur hiçbir zaman sorduğu soruların cevabını alamadı.Babası hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.Yağmur’a kalırsa geriye kalan hiçbir şey yoktu.Bir çocuk annesi ve babası ile yaşamaktan başka ne isteyebilirdi ki.Bir hafta sonra babasının bir nişanlısı olduğunu öğrendi:Ayşe.Ayşe bir reklam ajansında çalışıyordu.Öğrendiği kadarıyla da tam bir iş kolikti.Tek amacı rakip kanalda çalışmaya başlamaktı.Ama şu anda çalıştığı kanal buna izin vermiyordu.(Kim bir iş koliği elinden kaçırmak ister ki?)Bunlardan “banane” diye isyan etti Yağmur.Onu ilgilendiren tek kısmı annesinden sonra babasını da paylaşmak zorunda kalmasıydı.Buna mutlaka engel olmalıydı.Huysuz çocuğu oynamayı düşündü,yada internetten bir kocası veya sevgilisi olduğu ile ilgili bir haber..Ne yazık ki hiçbiri yoktu.Huysuz çocuğu da oynayamazdı..Bu babasını çok üzerdi ve her şeye rağmen o babasını hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu.Yaklaşık bir hafta sonra Ayşe tanışmak üzere evlerine geldi.Yapması gereken tek şey gülümsemekti,okulla ilgili sorulara cevap vermek, ne zamandan beri babasıyla kaldığı ve neden burada olduğu ile ilgili abartılı olmayan yalanlar bulmaktı…ve öylede oldu.3-4 saat yemek yedikten ve oturup sohbet ettikten sonra Ayşe evine gitti.Böylece önemli merasim de atlatılmış oldu.Babası Ayşe ile ilgili fikrini öğrenmek istese de Yağmur fikrini söylemek istemedi…Bu suskunluğun arkasında nelerin gizli olduğu ise babası tarafından büyük bir merak konusuydu.Ama o da bu sorunun cevabını öğrenmeyecekti.Yağmur’un fazla üzerine gitmek istemedi.Çünkü bunun bir tepki olduğu apaçık ortadaydı.Tepkinin sebebi de…Bu olay dışında her şey durağandı vaktinin çoğu evde –bilgisayar başında- geçiyordu.

Sabah ekmek almak için dışarı çıkmış; kulağımda kulaklıkla yürüyordum.İki sokak aşağıdaki fırına gidip ekmek almak için içeri girdim.
“Günaydın.Bir ekmek alabilir miyim?”
“Size de günaydın” Sessizlik oldu.Ekmeği alıp poşete koydu.
“Ne kadar-“Cevap vermeden bir lira çıkarıp verdim.
20 kuruş geri verdi.Arkamı dönüp kapıyı araladım.
“İyi günler”
Yeniden kulaklıklarımı taktım.Birkaç adım atmıştım ki biri bana çarptı ve ekmek poşeti yere düştü.
“Biraz dikkat eder misiniz önünüze baksanıza” Aslında suçlu olan bendim ama birinin bana bağırmasına tahammülüm yoktu
“Pardon” Eğilip poşeti aldı ve bana verdi.
Arkamı dönüp yürümeye başladım.O anda aynı ses beni durdurdu.
“Şey bir saniye.Seni bir yerden tanıyor olabilir miyim?”
“…Sanmıyorum.”
“Yok yok tanıyorum ben seni… sen şey…”
“Yağmur sen misin?”
“Benim Atılgan…”
Bir anlığına bu isim hiçbir şey ifade etmedi.
“Atılgan!hatırlamaz olur muyum? İki yıl önce.”
Sarıldık.Bu sefer yüzüne daha dikkatli baktım.Kıvırcık kahverengi saçları vardı,gözleri elaydı,vücudu çok yapılı görünmüyordu.
“Sen de çok büyümüşsün,çok güzelleşmişsin.Seni gördüğüme inanamıyorum.Aslında annem bahsetmişti ama ben pek önemsemedim.Çünkü her yaz buraya geleceğinden bahseder ama…”
Evet haklıydı.Buraya gelmeyi pek sevmezdim.
“Hep bir şeyler çıkıyordu,bilirsin ya.”
“Evet.”
Eve doğru yürümeye başladık.
“Arkadaşlarımla tanışmak ister misin?”Çok içtendi.
“Çok isterim.Burada pek arkadaşım yok ve sanırım uzun bir süre burada olacağım.”
“Gerçekten mi?Yaz için gelmedin yani.Ne oldu da burada kalmaya karar verdin?”

“Şey çok özür dilerim, seni üzmek istememiştim.Çenem düştü yine.Ben öyle konuşuyorum işte sen bana aldırma.”
“Yoo önemli değil,ben özür dilerim.”
“Değişiklik olsun diye geldim,İstanbul beni özlemiştir diye.”
“Evet İstanbul seni çok özledi.”
…Gülümsedim.
“Ben de bir süredir burada değildim.Sinir ikizim yurt dışında eğitim alacağım diye tutturdu.Ben de onunla beraber Londra’ya gittim.Malum bir takım erkekler kız kardeşimin aklını çelmeye çalışabilir.”
“Siz erkekler…Unutma ki sen de onlardan birisin.”
“Evet ama ben kardeşimi kimse ile paylaşamam.”
“Vaov.” Kafamı kaşıdım.“Bir ikizin olduğunu pek hatırlamıyorum.”
“Vardı.Ama bizimle dışarı pek gelmezdi.Şimdi ise…”
Kahkahalara boğulduk.Uzun zamandır böyle güldüğümü hatırlamıyorum.
“Adı neydi kardeşinin?”
“Hazal”
“Sen de onunla kalsaydın keşke.Senin için de iyi olabilirdi.”
“Evet ama ben buradan ayrılmak istemedim.Hem şimdi orada olsaydım seninle karşılaşamayacaktık.”
“Haklısın.”
“Kardeşin ne zaman gelecek?Onunla tanışmayı çok isterim.”
“Ben de.Çatlak kardeşim ne zaman dönecek bilemiyorum.Yıllarca orada kalma ihtimali de yok değil.”
“Babam sizin okula geleceğimden bahsetti.”
“Aaa!”Bir anda heyecanlandı. “Annem de söylemişti.Bütün arkadaşlarımla aynı okuldayız.Çok eğleneceğiz.”
“Okulun altını üstüne getiririz.”
“Vay bu sakin kızın altında kimler gizli böyle?”
“Bilemiyorum,keşfedip göreceğiz.”
“Seni keşfetmek çok güzel olacak.”
“Senin içinde de birileri gizli mi?”
“Görürüz.”Sesi insanı teşvik ediyordu.
Kapının önüne geldik.
“Telefonunu alabilir miyim?”diye sordu.”
Numaramı söylemeye başladım.Sonra beni çaldırdı ben de numarasını kaydettim.
“Seni ararım.”
“Tamam.”
Yine sarıldık.
“Seni çok özlemişim mavi göz”
“Ben de seni.”
Bir abiye veya kardeşe sarılmak gibiydi.Bundan önce sadece bir yaz görüşmüştük ama çok iyi anlaşmıştık.Her şeyin eskisi gibi olmasını umut ediyordum.
“Görüşürüz o zaman.”
Başımı sallayarak onayladım onu.
İçeri girdiğimde babam çoktan kahvaltısını yapmış televizyon izliyordu.
“Nerde kaldın kızım?Merak ettim.”
Saate baktım gerçekte de çıkalı bayağı olmuştu.Kısacık yol boyunca konuşacak ne kadar çok şey bulmuştuk.
“Yolda Atakan ile karşılaştım.Beni arkadaşlarıyla tanıştıracak.”
“Çok sevindim,hem sıkılmazsın.”
“Onlar da Atakan’ın okulundaymış.”
“Eğlenceli günler seni bekliyor desene.”
“Umarım…”
Kahvaltı hala masada duruyordu.Oturup kahvaltı yapmaya başladım.
“Ekmeksiz yemek zorunda kaldığın için üzgünüm.”
“Önemli değil.Hem bekleyebilirdim.Ama çok aç bir baban vardı.”
“Senin de çok aç bir kızın var.”
Kahvaltımı yapmaya devam ettim.
“Duyduğuma göre İzmir’de voleybola gidiyormuşsun.Burada da devam etmek ister misin?”
Bunu nasıl da unutmuştum:Voleybol.
“İsterim.Çok teşekkürler.”
Tam yine yemeğime dönecektim ki babam yine bir şey söyledi.
“Ha bu arada iş yerinden bir arkadaşım aradı.Onun yanına gitmem gerekiyor.Karşıda.Sana anahtar yaptırdım.Dışarı çıkmak istersin diye.Anahtarın portmantonun üzerinde.”
Anahtar…Artık benim de bir anahtara ihtiyacım vardı.Bu resmen burada kalacağımın bir işaretiydi sanki.Her zaman bir güç tarafından İzmir’e geri götürüleceğimi düşünüyordum.Ama gerçek olmayacaktı.Umutla beklediğim işaret gelmişti sonunda.
“Tamam.Teşekkür ederim.”
Babam çıktıktan sonra odamda ‘Ayrı Dünyalar’ isimli kitabımı okumaya başladım.İki ayrı hayat vardı kitapta ama sonunda birleşiyordu,kız yeni taşındığı yerde çok iyi arkadaşlar ediniyordu.Acaba ben de edinebilecek miydim?Telefonum çalmaya başladı.Arayan Atılgan’dı.
“Alo?”
“Alo.Yağmur ben Atılgan.”
“Biliyorum” sesim alaycıydı.
“İşte ne bileyim ben,of.”
“Tamam tamam.”
“Biz arkadaşlarla Starbucks’a gidiyoruz istersen sen de gel.”
“…Tamam.”
“Seni almamı ister misin?”
“Evet süper olur.”
“Tamam 20 dakikaya ordayım”
“Çok saol”
Telefonu kapattım.Ne giyeceğime karar vermek için dolabımı açtım.Koyu renk bir kot pantolon ve onun üzerine de pembe bir tunik giyip dağılmış olan saçlarımı taradım.Saçlarım dümdüzdü.Gözlerim ışıldıyordu sanki.Cep telefonumu da alıp salona gittim.Birkaç dakika sonra kapı çaldı.
“Merhaba.”
“Hazır mısın?”
“Evet.”
“Hadi gidelim o zaman.”
Babasından arabasını almıştı,henüz yaşı tutmadığı için ehliyeti yoktu biraz korktuysam da tedirgin olduğumu anlayıp beni rahatlattı.Ben de arabaya bindim.On dakika sonra Starbucks’a gelmiştik.
“Hey! Selam.Biz geldik.”
“Selam.Hoşgeldin Yağmur.”
“Merhaba Mine hoş bulduk.”
Sandalyelere oturduk.
“Siz tanışıyor musunuz?”
“Evet” diye cevap verdi Mine.
“Bu Yağmur” diye diğerlerine de adımı söyledi Atılgan.
“Merhaba ”Sesi buz gibiydi.Elini uzattı ben de karşılık verdim.Kumraldı ve zümrüt yeşili gözleri vardı.Daha önce böyle gözler gördüğümü hatırlamıyordum.
“Ben Bora”
“Yağmur.Memnun oldum.”
“Atılgan söylesene bu güzel kızla ne zaman tanıştın?”Esmer kız muzipçe güldü..
“Suu!!!”Gözlerini Mine’ye dikti.
Cevap vermek istedim.
“Tamam Atılgan!Yine didişmeyin.Ben de Mert”
“Atılgan ile çok uzun süre önce tanıştık.On yıl önce falan”
Mine ‘oh’ anlamında eliyle işaret yaptı.Bir anda gülmeye başladık.
Simsiyah, uzun boylu biri koşarak yanımıza geldi.
“Pardon!Geç kaldım.”
Beni gördü.
“Yeni bir arkadaşımız mı var?”
Bunu duymak güzeldi;beni tanımamasına rağmen arkadaşı olarak görmesi.
“Ben Mert.”
“Ben de Yağmur”
O da oturdu.iş
“Grup tamamlandı Yağmur.Biz de bu kadarız işte.”
“Hepinizle tanıştığıma çok memnun oldum.”
Bir şeyler içtik.Hepsi çok içten görünüyordu.Birbirlerini çok uzun süredir tanıyor olmalılardı.Hiçbiri bana neden burada olduğumla ilgili sorular sormadı.Bunun yerine birbirlerini anlatmaya başladılar.Nasıl tanıştıkları,
Mert ile Su’nun nasıl sevgili oldukları,Mine,onun kardeşi…Daha sonra Starbucks’tan çıkıp evlerimize dağıldık.Eve vardığımda saat 18.00’a yaklaşıyordu ve babam daha gelmemişti.Telefona mesaj gelmişti.

Kızım,benim işim uzadı.Geç kalabilirim,yemeğe beni bekleme.

Ne kadar eğlendiğimi düşündüm her şey harika görünüyordu.Bir buçuk aydır ilk kez rahatlamıştım…
Ben eve geldikten yarım saat sonra babam geldi.Ona yemeğini ısıttım.Bana gününün nasıl geçtiğini anlattı.Ben de yeni arkadaşlarımı anlattım.Daha sonra odama gittim ve yatağıma uzandım.Bir anda aklım zümrüt gözlere kaydı-Bora’ya-,daha önce hiç öyle gözler görmemiştim.Ama neden bu kadar soğuk davranmıştı?İçimdeki ses cevap veremedi.Buraya ilk geldiğim zamanlarda duymak istemediğim şeyleri bana bağıra bağıra söyleyen sesin şimdi verecek bir cevabı yoktu.Uykum gelmişti, yatağıma girdim.Şimdi annemle olabilirdim diye düşündüm. İçim burkuldu. Bu sefer ses kulaklarımı çınlatıyordu:”Özledin onu”


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Salı Kas. 16, 2010 4:07 pm


6.Bölüm:Kırık Bir Kalp

Sessizce kırılmaz
Kimsenin umursamadığı bir ses çıkarır…
(Yiğit Güralp)

Yağmur vuruyor cama… Pencerenin önündeyim. İçim nasıl acıyor… Nasıl da duymak istiyorum bana "her zaman yanında olacağım" diyen sesini. Nasıl da özledim sana sarılmayı,ellerimle ellerini sarmayı… Dışarıda yağmur var, bir yağmur bulutu da gözlerimde… Sebebini bilmiyorum ama ağlamak istiyorum, gözyaşım bitene kadar… Anlatamadığım duygulardayım… Duygularım yüreğime sığmıyor. Yüreğim sığmıyor bedenime... Yağmura ve bu halime çare bulamamak… Bitiriyor beni. Dalıp gidiyorum… Ne düşünüyorum? Bilmiyorum..
Çabalıyorum…
Seni unutmaya, ya da en azından "unuttum" diyebilecek kadar kendimi kandırmaya çabalıyorum…Sensiz mutlu olabilir miyim? Bilmiyorum.. Denemedim çünkü; deneyemedim ablacım... Seni unutmanın düşüncesini bile sevmiyorum ama.. .Çabalamam gerek, biliyorum... Hayatı suçlamayı bırakıp yeniden başlamam gerek, hissediyorum… Seni çok sevmem yüzündense ayrılığımız; seni hiç sevmemiş olup yanında kalmayı tercih edecek bir durumdayım şimdi…
Yalnızca çabalıyorum…
Çabalamak yetmiyormuş bazen, yeni yeni anlıyorum... Gerçekten hissetmen gerekirmiş, birini unutmayı yürekten dilemek istemekmiş gerçek anlamda unutabilmek..
Bende seni unutacak ne yürek, ne de cesaret varmış ablacım, kavrıyorum…
Gülmelerim kapatır sanırdım gözyaşlarımın buğusunu... Ama olmadı...Hangi dalgalarda sürükleniyorum yaslı sahillerde.. Bilmiyorum... Gündüzlerim gecelerden karanlık, içimde bir yerlerde.. Kayboldum sensizliğin izinde... Ama susmak bilmeyen tınıların içinde, bana sen öğretmiştin korkusuz olmayı... Ve ben, kırdığım onca kalbe rağmen, yalnız birini görmek istiyorum yanımda yeniden...
Hayat; soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi.. Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni… Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti… Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek "kimse"mden yoksunluk, yani kimsesizlikti…

Açık camdan yüzüme vuruyordu gecenin bir yarısı çiselemeye başlayan yağmur damlaları.. Gözlerimi kapatmıştım… Tenimin ürpermesi, yüzümün ıslaklığı garip bir mutluluk veriyordu bana... Yaşadığımı hissediyordum.. Uzun zamandan beri ilk defa...
Bir neden aramadım mutluluğuma... Yanıtım bir yansımada belirivermişti..
Yüzünü camdaki yansımasından seçebiliyordum; bu o olduğunu anlamama yeterdi..
Fısıltısı daha da ürpermeme neden olsa da, halimden memnundum.. Nefesini hissettim.. 'Soğuk'tu..
Sorgulamadım…
. Bir şeyler anlatıyordu bana ama ben dinlemiyordum, satır aralarında bana bahşettiği küçük gülüşleri yeterliydi..
Hepsi adeta "rüya"daymışım hissini veriyordu..
Son yıllarda gördüğüm en güzel rüya..
Rüya.. Gerçek değil..
Gözlerinin derinliklerinde kayboluyordum, bir bakışıyla paramparça oluyordum.. Sana ulaşmak, seni çekip almak istiyorum bulunduğun yerden… Yanında olmak istiyorum, Haykırmak istiyorum... Konuşamıyorum, konuşamıyorum, konuşamıyorum… Konuşursam gözyaşlarım beni boğacak; biliyorum, görüyorum, duyuyorum...
Konuşamıyorum…
Ama biliyorum ki… Güzel kalan yaralar vardır... Sen de benim bazen zamansız bir dokunuş, bazense mevsimsiz bir yağmurla sızlayan ama hep güzel kalan yaramsın…

Seni yeniden görmek, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibi. Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, öfke, merhamet ve acımasızlık, kırgınlık ve bağışlama her şey ama her şey…

Bu düşünceler o günü yeniden anımsamama neden oldu.
Ablam evden ayrılalı dokuz ayı geçmişti.Annemin telefonu çaldı,yüzü bembeyaz olmuştu.
“Salih,Salih!Çabuk gel,çabuk.”
“Ne oldu,ne var?”
“Melek…”sesi titriyordu.
“O…”hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı.
Beni oradan uzaklaştırmak için bakıcım kucağına almıştı.Çığlıkların arasından bir ses kulağıma çarptı.
“Bir daha geri gelmeyecek.”

Sonraları gitmesinin gerçek sebebini öğrendim.Çok hastaydı.Bu yüzden yurt dışına tedavi olmaya gitmişti.Ama bir daha geri dönemedi…

Izdırap dolu saatlerim,
Gecenin karanlığı ve ben yine baş başayız.
Yine savaşım, yine duam, yine kaderim.
Çırpınırım karası görünmeyen gözyaşlarımda.
Bıraktın beni koskoca bir okyanusta.
Gecenin zifiri karanlığında
Uzandım ellerine çaresizce.
Bir umuttu belki ama.
Ulaşamadım yine sana.
Boğulup gitsem de şu gözyaşlarımda.
Unutma ben varım,
Kalırsan bir gün yapayalnız okyanusta...


---
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Salı Kas. 30, 2010 6:19 pm


7.Bölüm:Son Defa

Babam heyecanla odama girdi.
“Hadi uyan.”
Kıpırdandım.Ama kalkmak istemedim.
“Hadi!Annen geliyormuş.Akşamüstü.”
Doğruldum.Emin olmak istedim ve annemin numarasını çevirdim.İstanbul’a geldiğimden beri ilk defa
“Alo anne.”
“Kızım.”
“Buraya geliyormuşsun.”
“Evet.”
“Ne oldu? O adamda geliyor mu?”
“Bir şey yok.Yalnız geleceğim.”
“ Sen ciddi misin ya? Ne oldu anne söyler misin?”
“Yok bir şey diyorum ya.Seni özlemiş olamaz mıyım?”
Çok heyecanlanmıştım.Buraya geliyordu. ‘Ama neden’ diye düşündüm.Ben buraya gelirken ‘seninle geleyim’ dememişti de şimdi ne değişmişti?Babamı görmek istemiyordu.Çünkü eminim onlar hala birbirlerini çok seviyorlar.Ama ikisinin de cesareti bunu söyleyecek yok.
“Kaçta burada olursun? Ona göre gelip seni alırız.”
“17.00 gibi”
“Peki tamam.”
“Kızım”
“Efendim?”
“….”
“Anne?”
“Akşam görüşürüz canım.”
“Tamam.”
Babam hala yatağımın yanında duruyordu.Aynı anda birbirimize baktık. ‘Ne dersin’ dediğini duyabiliyordum.Saate baktım, 12.00 ı geçiyordu.Hazırlanmak için beş saatim vardı.Karnımın guruldadığını hissetim.
“Sen kahvaltı yaptın mı?”az önce o konuşmayı yapmamışız gibi davranmaya çalışıyordum.
“Evet uykucu bu saate kahvaltı mı kalır?”
“Ama ama…uyudum.”yüzüme alınmış gibi bir ifade vermeye çalıştım.
“Tamam tamam kızma.İstersen yemek ye.”
“Yok ya.Şimdi kahvaltı yapayım.Annem gelince de yemek yeriz..”
“Peki sen bilirsin.”



Kahvaltımı bitirdiğimde hala annemin gelmesine birkaç saat vardı.İçim içime sığmıyordu.Ama bir yandan da tedirgindim.Onu ilk gördüğümde ne söyleyecektim?Soğuk mu olacaktık?Annemle daha önce hiç böyle şeyler yaşamamıştık.Hep çok yakındık.Gözü her zaman üzerimde olurdu ama serbest bırakırdı.Kendi ayaklarımın üzerinde büyüdüm diyebilirim.Evde beklemekten çok sıkılmıştım ve Su’yu aramaya karar verdim.
“Su dışarı çıkalım mı?”
“…Tamam olur.”
“Seni parkta bekliyorum.”
Babam işe gitmişti.Bu yüzden haber vermeme gerek yoktu. ‘Umarım annem gelene kadar burada olur’diye ümit ettim.Üzerimi değiştirip anahtarlarımı aldım.Bir kaç dakika sonra parka gelmiştim.Su daha ortalıklarda yoktu.Bir badem ağacı vardı.Onun biraz uzağında da bir bank.Boş olduğunu görünce geçip oturdum. ‘Ne kadar güzel ve büyük’bir ağaç diye düşündüm.Biraz sonra Su geldi.
“Merhaba”
“Merhaba”
“Ne oldu neden apar topar çağırdın?”
Ona söylemeli miydim?
“İstersen bana anlatabilirsin.”
Cevabım gelmişti işte.Ona güvenebilirdim.Artık birilerine anlatmak istiyordum.Su doğru kişi olabilirdi.Çünkü Mine fazla dobraydı ve kuyruğuna basıldığında hiçbir şeyi söylemekten çekinmezdi. ‘Hadi’ der gibi bakıyordu.
“Tamam anlatıyorum.Annem geliyor.
“Annen?”
…………………..

Bir saat sonunda ona bütün hayat hikayemi anlatmıştım:Neden burada olduğumu,annemle babamı,babamın nişanlısını….Hiçbir şey söylemen dinlemişti beni.İlk defa her şeyi yalansız dolansız söylemiştim.Etkilenmiş görünüyordu.
“Şimdi anlıyorum canım.Bana güvendiğin için çok teşekkür ederim.”
“Asıl ben teşekkür ederim.Çok rahatladım.”Derin bir iç çektim.Nasıl da rahatlamıştım,o an aslında ihtiyacım olan şeyin konuşmak olduğunu anlamıştım.
Saatime baktım epey ilerlemişti.
“Ben kalkayım artık, geç kalmayayım.”

Babam yolda aradı ve eve uğrayıp geç kalmamamı beni yoldan alacağını söyledi. Onu beklemeye başladım.
“Hadi gel.”
---
Annem ressamdı ama yıllar önce ressamlığı bırakmıştı.Onun yeteneği bana geçmiş olmalı ki resim yapmayı ben de çok severdim.Ama anneme küsünce,resme de küsmüştüm sanki.
Yol sessizlik içinde geçiyordu.İkimizin de söyleyecek çok sözü vardı;ama doğru zaman değildi.Havaalanına geldik.Daha erken olduğu için arabada beklemeye başladık.Camdan dışarı bakıyordum.
Uçak yere indi. ‘Lütfen’ dedim kendime. ‘Lütfen bu son olsun.İlk ve son ayrılışımız.’

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ed'ac
Banned
Banned
avatar

Cinsiyet : Erkek
Mesaj Sayısı : 1528
Yaş : 24
Nerden : İstanbul
Ruh Hali :
Takımı :
Kayıt : 25/05/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Salı Kas. 30, 2010 6:35 pm

paylaşım için teşekkürler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tugce_95
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt : 28/07/10

MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   Cuma Ara. 03, 2010 6:34 pm



8.Bölüm:Sil Baştan


…Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Her şeyi unutmak…

Annemi de alıp eve geldik.Babam bitiremediği işleri olduğu için iş yerine gitmesi gerektiğini söyledi.Annemle yalnız kalmıştık.Balkona geçip bir süre sessizlik içinde otuduk.Beni süzdüğünü hissedebiliyordum.
“Neler yaptın,alıştın mı İstanbul’a”
Geçen onca zamana ve yaşanan şeyden sonra söyleyecek başka bir şey bulamamış mıydı yani?”
“İyi işte.Yeni arkadaşlarım var. Burada okula da başlayacağım.”
“Çok güzel keyfin yerinde yani?”
“Evet alıştım.”
Yine sessizliğe büründük.Daha fazla dayanamadım.
“Anne söyler misin ne değişti?”
“Nasıl? Anlamadım.”
“Gayet iyi anladın?”Tahammülüm kalmamıştı artık.Dayanacak gücüm yoktu. “Madem gelecektin,o gün neden peşimden gelmedin yada yada…neden durdurmadın?”
“Kızım anlatmam gereken şeyler var.”
Çok sinirlenmiştim,ayağa fırladım.
“Söyle o zaman hadi neyi bekliyorsun?Yoksa yine mi gideceksin?”
“Hayır hayır gitmeyeceğim.Bundan sonra hep yanında olacağım.”
“Yeter!Yalanlarını daha fazla duymak istemiyorum artık.”
Salona doğru yürüdüm.
“Dur!Doğru söylüyorum.Ya…dur ne söylemem gerek bilmiyorum.Neden inanmıyorsun bana.”
Gözleri doldu.Ama göz yaşları günlerce çektiğim acıyı,duyduğum özlemi,döktüğüm gözyaşlarını dindirmeye yetmemişti.Ama dilim tutulmuş gibiydi…
“Söz veriyorum.Beni kovsam da istemesen de yanında olacağım bundan sonra.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü.Uzandı ve gözyaşlarımı öperek sildi.
“Peki ya o adam,o ne olacak?”
“O umurumda değil .Sen olmadıktan sonra hiçbir anlamı yok…Boşandık biz.”
“Ne… Boşandınız mı?Sesim titriyordu.
“Evet.”
“Sana yaptıklarını öğrendim Yağmur’um…Ben başta kıskançlık yaptığını düşünmüştüm ama…Özür dilerim…”
Sımsıkı sarıldık.Artık bırakmaya hiç niyetim yoktu..Yeniden yapabilecek miydik,eski günlerdeki gibi anne kız olabilecek miydik?Bilmiyordum ama uzun zamandan beri ilk defa bir güç beni denemek için zorluyordu.Onu karşılıksız bırakmayacaktım…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Gökkuşağını Beklerken...   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gökkuşağını Beklerken...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Dağhan Külegeç Fan Sitesi :: KÜLTÜR & SANAT :: Senaryo-
Buraya geçin: